|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
Özlemlerini Başarıya Dönüştüren Bir Yönetici “...Bazı hikayelerin hiçbir zaman bitirilemeyeceğini bilmek, direnmenin, sonuna kadar direnmenin, daha da önemlisi hayata bağlanmanın bir nedeni...” Şu kısacık hayatta başarı, bir yolculuğun son noktası değil, ancak bir başlangıcı olabilir. Sonu olmayan bu mücadelede geleceği daha doğru görme kabiliyeti, başarısızlıkla başarı arasındaki farkı oluşturur. Bugün Türkiye’de gerçek liderlerin yaşam öykülerine baktığımızda ise onların asıl “zoru” başaranlar olduklarını görürüz. İşte başarının sadece bir başlangıç olduğunu kanıtlayan, Türkiye’nin önde gelen iş adamlarından biri Mehmet Karasu... Çocuk yaşlarda mahalli pazarlarda başladığı meslek yaşamına matbaacılık ile devam eden ve bugün dünyanın teknoloji devlerine yazılım satan, dünyanın iki ucundaki insanların seslerini birbirine taşıyan, bilişim sektörüne kadar uzanan bir başarı öyküsü onunkisi. Mehmet Karasu, 38 yıldır yaşamına pek çok başarı sığdırabilmiş genç bir yönetici ve aynı zamanda Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetim kurulu üyesi. Silivri-Selimpaşa’da çiftçilik yapan emekçi bir ailenin oğlu olarak, onun için bugün de dünyanın en güzel şehri olarak algıladığı İstanbul’da doğdu. Çocukluktan gençliğe adım attığı ilk yıllarda yaşadığı çevreye ve topluma karşı duyarsız kalamayacağı gerçeğiyle yüz yüze geldi. Çünkü birbirinden farklı iki yaşamı, Türkiye’nin iki farklı yüzünü henüz o yaşlarda fark etti. Yazları Silivri’de kendilerine ait kamyonetlerinde kavun-karpuz satarak kış ayları ise İstanbul’un en şık, yaşam kalitesinin en yüksek olduğu Nişantaşı semtinde okuyordu. Ama her seferinde arkadaşlarından farklı olarak İstanbul’a farklı deneyimlerle, biraz daha büyümüş ve olgunlaşmış olarak dönüyordu. Bir yanda tarım kültürü, bir yanda sanayileşen Türkiye’nin büyüme sancısı... Tüm bunları olumlu yönde kullanmak gereğiydi önemli olan... Kişiliğinin oluşmaya başlayıp da artık bir birey olduğunun farkına varmasıyla kendisini ve çevresini gözlemlediği bu süreçte iş yaşamını temsil eden “baba figürü”ydü yaşamında önemli rol oynayan. Çiftçilikle ticareti birleştirmeyi ondan gördü. Yılın ekinlerini semt pazarlarında satıp, ekinin olmadığı dönemde de kuru gıdaları satmayı... Merak etmek, gözlemek, gözlemlemek ve tanık olmak çocukluğunun doğal bir süreciydi belki de. Bu iki birbirinden farklı yaşamı çabuk kavramasını isteyen en çok da annesiydi. O dönemde okula gitmek için yol parasını zor karşılıyordu ama hiç şikayet etmedi. Kimi zaman beslenme çantasının boş olmasından da... O dönemde belki de en çok sevdiği şeydi futbol. Fenerbahçe aşkı küçüklükten girmişti gönlüne. Tüm çocuklar gibi onun da en sevdiği şey arkadaşlarıyla okuldan kaçıp Fenerbahçe’nin maçlarını seyretmekti. Bazen geceden stadın önüne gidip karton kutuların içine sığınıp maç saatini beklemek de önemli değildi ya da üç kişi bir biletle stadyuma girmeye çalışmak... Islanan çoraplarını sıkarak tekrar giymek de... Peki başarının, başarmanın ardındaki sır neydi? Yetenek, hırs, akıl, zeka, kültür, şans... Uzayıp giden bir liste... Bu farkı farklı kılan neydi? Bir yerlerden başlama gereğiydi belki de. Önce Nişantaşı’nda, o zamanın en meşhur tuhafiyecisinde bir iş bulmakla başladı. Usta çırak ilişkisinin önemini kavradı. Ve özellikle de insanlarla kurulan iletişimin... Şu güzel dünyadan geçip giderken belki de en önemli şeyin geride bırakılan sıcak bir gülümseme olduğunu keşfetti. Bugün Milyonlarca Dolar ciro yapan Akademi Şirketleri’ni kurduğunda ise yine en önem verdiği şey insanlarla kurduğu iletişim olacaktı. Çünkü her şeyin başı insandı... Çünkü “İletişim, insanların birbirlerini sevmesi, güvenmesi ve pozitif yaklaşmasından ibaretti ve insanlar birbirini sevip, birbirine güvenip, birbirlerinin haklarına samimiyetle riayet ettikten sonra bu dünyada ne terör, ne savaş, ne de dil, din, ırk ayrımı olurdu...” Okulda hep öğrenci lideriydi. Ve o dönemlerde başarılı öğrencilere verilen kooperatif yöneticiliği ideal bir öğrenci olduğu için Karasu’ya verilmişti. Matbaacılık ile tanışması da böyle oldu. Yıllık ve okulun her türlü basılı işleri için ilişkide bulunduğu matbaanın, 1 Lira’ya aldıkları boş kağıdı 8 Lira’ya satabildiklerini gördü. Bunu keşfettiğinde ise 14 yaşındaydı. Bu, gelecekte düşündüğü işin bir ayağı, bir parçası olabilirdi. Katma değer ve katma değerle yapılan işlerin gerekliliğini anladı. Zaman kaybetmeden bir matbaada çırak olarak çalışmaya başladı. Dolapdere’deki iş yerinde öylesine yoğun bir çalışma içinde, neredeyse 72 saat matbaadan çıkmadan çalıştı. 19 yaşına geldiğinde ise matbaada patrondan sonra “ikinci adam” olmuştu. Makinede baskı yapmaktan, muhasebe tutmaya ve müşteri temsilciliğine kadar her şeyi öğrendi. Gömlek ve kravatla Babı-ali’ye gidip, üzerindekileri çıkarıp çıplak ayakla bilenmesi gereken bıçakları sırtlayıp, işini bitirdikten sonra tekrar kravatını takıp müşterinin karşısına çıkmayı da... Marmara Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Matbaa bölümünü bitirdi. Eğitim hayatını devam ettirmek hep bir köşesindeydi aklının. Ama bir süre sonra mutlaka geri dönecekti eğitim yaşamına... Çünkü her şeyin başının eğitim olduğunu, eğitim olmadan insanların birbirlerini anlayamadıklarını, iletişim kuramadıklarını biliyordu. Böylelikle 19 yaşında 17 Aralık 1989’da ilk şirketi Karman Grafik Tasarım Matbaacılık’ı kurdu. Ofisi, okuyup yazmayı öğrendiği, sokaklarında top sektirdiği Nişantaşı’ndaydı. Şirket ise yalnız iki kişiden ibaretti. Ama dezvantajları da avantaja çevirmek insanın elindeydi. Yıl 1991, Körfez Savaşı, tüm gerçekliğiyle tüm dünyaya olduğu gibi Türkiye’ye de damgasını vurdu. Ekonomik anlamdaki sıradışı hareketler bir yana önünü görmenin zor olduğu bu dönemde yola çıkmak için bir ofis, ikinci el mobilyalar ve tüketici kredisiyle 12 ay taksitle alınan bir macintosh bilgisayar yeterliydi... Rekabet piyasasında yer alabilmek için riskti belki de yeterli olan. Teknolojiye ayak uydurmak, yaratmak için zamanı iyi kullanabilmek bir de... O dönemlerde müşterinin ayağına gitmek anlayışı pek yoktu. Karasu ise Sanayi Odası’ndan 7500 adres alarak işe başladı. Postalamalar yapılıp ve sonuçlar beklendi. 7500 kişiden ise yalnız 4 tanesi geri döndü. Bunlardan biri de Dumankaya Ailesi’ydi. 1993 yılında risk sermayesi metoduyla bir proje sunuldu Dumankaya Ailesi’ne. Proje karşılığı bir matbaa makinesi, bir giyotin vb. gibi ekipmanlar karşılığında şirketten yüzde 30 hisse almaları önerilip, 2 yıl içinde karalaştırılan şartlarda geri ödeme yapmak üzere anlaşma yapıldı. Bu sürecin sonunda Akademi Matbaacılık adında bir şirket kurdu Mehmet Karasu. Ellerindeki makine ise Türkiye’nin en iyi makinelerinden biriydi. Kurulan güven ve iletişimle müşteriler de artmaya başladı. Bundan sonraki hedef ise kurumsallaşmaktı. Ekibiyle beraber cumartesi ve pazar günleri dahil yılda 3000 ziyaret yaptılar; 15 yılda 20 bin müşteri... Karasu kendi başarısını ise şöyle anlatıyor: “İnsan kaynağını, bir sektöre giriş kararımda ana yapı taşlarından biri olarak görürüm. Bu anlamda kriterimiz ‘iyi insan’ olmasıdır. Bir lider, bir grup yöneticisi, eğer beraber yürüdüğü insanları kendine inandıramazsa, her büyük şirkette olduğu gibi olası bir kriz anında ‘lider bunu mutlaka çözer.’ İnancını oturtamazsa, aşağı doğru bir güven bunalımı yaşanır. Bizim grubumuzda herkes bilir ki: Biz planlı, düzenli, bütçeleri yapılmış, hangi işe gireceğini bilen, girdiği işte de risk analizleri yapan bir grubuz. Bu gücü, bu kuvveti, bu inancı çalıştığınız insanlara verdiğiniz zaman, beraber çalıştığınız insanların omuzlarını hep yanınızda hissedersiniz.” Bundan sonrası ise bir yumağın çözülmesi gibi hızlı ilerledi. Bir yanda yöneticilik ve işadamlığı görevini sürdürürken çocukluk ve ilk gençlik aşkı Fenerbahçe Kulübü’nün yönetim kuruluna girdi Mehmet Karasu. Türkiye’nin en büyük kulüplerinden Fenerbahçe’de ise en önem verdiği şey yine eğitimdi. Sporla ilgili birçok yatırıma da imza atan Karasu, bu alanda yapılan yatırımları özellikle de sokaklarda kaybolan bir gençliği çekmek üzere kullanmaya çalıştı. Yapılan çim sahalar ve tesislerle, kayıp kuşağın bir ürünü olan çocukların topluma kazandırılması amaçlandı. Hedefler her sonraki adımda biraz daha büyüktü çünkü önemli olan çıtayı hep yukarı çekmekti. “Şu kısa ticaret hayatımda gördüm ki güvenle kalite olgusu bir araya geldiğinde firmalar karşılarında dışarıda yaptırdıkları işleri paylaşacakları iş ortakları artıyor. Akademi bir matbaa değil, Akademi bir zihniyet, bir mantık, birliktelikten oluşan, yaşayan bir organizma. Hiçbir şeyi tek başınıza yapamazsınız...” Bu vizyonu sağlayansa komplekssiz olmak ve insanlara daha çok güvenmekti... “Biz Türk millleti olarak, Akademi ekibi olarak Amerika’da, Avustralya’da, Hindistan’da, dünyanın neresinde olursa olsun, oraya gidip, oturduğumuz masada kim olduğumuzu gösterir ve o işi bağlarız” diyebilme cesaretine sahip bir yönetici olmasıydı bir de... 15 yılda sıfırdan milyon Dolar ciro yapan çok şirketli bir grup kuran Karasu, gün geçtikçe yeni projelerle büyümeyi hedefledi. Bugün Akademi Şirketler Grubu’nun bünyesine baktığımızda matbaacılıktan, telekomünikasyon alanına, yazılımdan, internet servisi, dış ticaret ve reklama kadar pek çok farklı alanda kadar faaliyet gösterdiğini görüyoruz. 38 yıllık yaşamına bunca başarıyı sığdıran Mehmet Karasu bugün de mütevazılıkla şu sözleri söylüyor: Ve belki de “Geçmişi sessiz, sabırlı bir yolcu kimliğiyle, içinde tüm savaşlardan arta kalanlarla taşımayı... Bir hikayeyi bir tek cümleye taşımaya devam etmeyi...”
|
|
||||||||||||||
www.e-jett.com |
|||||||||||||||